“`html
Ukrayna Barışı İçin Gergin Paris Toplantısı
6 Ocak sabahı, Avrupalı liderlerden oluşan Gönüllüler Koalisyonu, Ukrayna için kalıcı bir barış anlaşması üzerinde daha fazla ilerleme sağlamak amacıyla ABD Başkanı Donald Trump’ın temsilcileriyle Paris’te bir araya geldi.
Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy, Rusya ile devam eden çatışmayı sona erdirecek planın “%90 tamamlandığını” vurgularken, toplantıdaki kimse Amerikalıların masadan kalkmasını istemedi.
Ancak Paris’teki bu önemli toplantının arka planında ele alınmayan büyük bir konu vardı ve atmosfer oldukça gergindi.
Son günlerde yaşanan olayları hatırlamamız gerekirse: Trump yönetiminin Venezuela’daki müdahaleleri ve ardından ABD Başkanı’nın “Grönland, ulusal güvenlik için gereklidir” yönündeki ısrarları dikkat çekiyor.
Grönland, dünyanın en büyük adası olup, Almanya’nın altı katı büyüklüğündedir. Kuzey Kutbu’nda yer alan bu bölge, Danimarka’ya bağlı özerk bir yapıya sahip.
Paris’teki görüşmelerde, Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, Trump’ı temsil eden iki önemli isim olan Özel Temsilci Steve Witkoff ve Trump’ın damadı Jared Kushner’ın karşısında oturuyordu.
Amerika’nın Ukrayna’ya olan desteklerinin etkilenmemesi adına, Danimarka’nın temsilcileri, bu konuda ABD’yi kızdırmamaya çalıştı. Avrupalı liderler, Grönland ve Ukrayna konularını birbirinden ayrı tutmayı tercih etseler de, Washington ve Kopenhag’daki siyasi gerginlikler artırınca, Paris’teki büyük Avrupa ülkesi liderleri ortak bir bildiri yayımladı: “Grönland, NATO’nun bir parçasıdır; bu nedenle Kuzey Kutbu’ndaki güvenliği sağlamak, ABD de dahil olmak üzere bütün NATO müttefikleriyle ortak bir sorumluluktur.”
Bildiride, “Danimarka ve Grönland’ı ilgilendiren konularda karar vermek yalnızca Danimarka ve Grönland’ın yetkisindedir” ifadesi yer aldı.
Bu açıklama, Grönland Başbakanı Jens Frederik Nielsen tarafından olumlu karşılandı. Ancak bazı eleştirmenler, bildirinin hazırlanmasının uzun sürmesinin ve imzalayanların sayısının az olmasının birleşik bir Avrupa görüntüsü oluşturamadığını dile getirdi.
Avrupa Dış İlişkiler Konseyi’nden Camille Grande, “Eğer 27 AB ülkesi ve NATO müttefiki olan Birleşik Krallık’tan ortak bir destek açıklaması gelseydi, bu Washington’a güçlü bir mesaj olurdu” dedi.
Fransa’daki toplantıdaki ironiyi düşündüğümüzde, NATO ve AB liderlerinin ABD’nin Venezuela’ya yönelik askeri müdahalesinin ardından başka bir Avrupa ülkesinin (Danimarka) egemenliğini tehdit etmesine sessiz kalması dikkat çekici. Aynı zamanda, bir Avrupa ülkesinin (Ukrayna) egemenliğini korumak için Trump yönetimini devreye sokmaya çalışıyorlar.
Bu durumu kritik hale getiren nokta, hem Danimarka hem de ABD’nin NATO’nun üyeleri olması. Kopenhag, ABD ile çok yakın bir ilişkiye sahipken, bu durum şimdi tehlikeye girmiş durumda.
Grönland, Avrupa’nın Geleceği İçin Bir Tehdit Mi?
Trump, Grönland’ı kontrol altına alma isteğini geçmişte göstermişti ve bu isteği yine dile getirdi. 4 Ocak Pazar günü, “Grönland her açıdan stratejik; adanın her yanı Rus ve Çin gemileriyle kaplı. Ulusal güvenlik için Grönland’a ihtiyacımız var, Danimarka bunu sağlayamaz” ifadelerini kullandı.
Danimarka, bu yorumu kabul etmedi. Son dönemde Grönland’ın savunmasına yönelik 4 milyar dolarlık yatırımı duyurdu. Ayrıca, ABD’nin Soğuk Savaş döneminde inşa ettiği askeri üs, hâlâ adada yer almakta. Ancak, bugüne kadar ABD’nin Kuzey Kutbu’ndaki güvenliğini yeterince önemsemediği eleştirileri gündemde.
Danimarka, ABD’nin askeri varlığının artmasına dair bir tartışmaya açık olduğunu belirtse de, Başbakan Frederiksen, Trump’ın Grönland’ı kontrol etmek konusundaki ciddiyetine dikkat çekti. Avrupa’daki liderler de Trump’ın gerçekleştirdiği eylemleri ciddi bir şekilde değerlendirmeye başladı.
AB’nin Güçsüzlüğü ve Durgunluğu
AB, küresel sahnede daha büyük bir rol oynamak istediğini defalarca söylemiş olsa da, Trump ile olan ilişkilerinde daha zayıf bir görünüm sergiliyor. Geçen yıl, Rus devlet fonlarını kullanarak Ukrayna’ya destek taahhüdünü yerine getirilemedi; bu durum Avrupa’nın hem Moskova’ya hem de Washington’a güçlü bir mesaj verme fırsatını kaçırdığına işaret ediyor.
Trump’ın geçen sene AB mallarına uyguladığı %15 gümrük vergisi karşısında AB, misilleme yapmamayı tercih etti. Çünkü güvenliğini sağlamak için ABD ile iş birliğinde kalmayı yeğlediler.
Şu anda, Grönland ve Danimarka konusundaki tutumları, AB içerisinde önemli bir bölünmeyi işaret ediyor. NATO Büyükelçisi Juliane Smith, bu durumun NATO için varoluşsal bir sorun olabileceği ve “AB’yi parçalama riski” taşıdığını belirtti.
Danimarka Başbakanı, ABD’nin Grönland konusunda tek taraflı bir eylemde bulunmasının NATO ittifakını zayıflatabileceği konusunda uyarılarda bulundu. Bu noktada, bazıları Trump’ın transatlantik ittifakına olan güvensizliğini dile getiriyor.
Avrupa’nın, Grönland konusundaki belirsizlikleri ciddiye alması gerektiğini vurgulayan Smith, “Avrupa’nın önde gelen güçleri, acil durum planları yapma gerekliliğini tartışmalı” dedi.
NATO anlaşmaları, üye ülkeleri arasındaki saldırılara karşı dayanışmayı sağlamayı hedeflese de, ittifakın 5. Maddesi, bir NATO ülkesinin diğerine saldırması durumunda uygulanabilirliğiyle ilgili belirsizlikler söz konusu. Örneğin, Türkiye ve Yunanistan arasındaki Kıbrıs sorunu, bu tür bir duruma örnek teşkil ediyor.
Grönland’a dönüldüğünde, Danimarka aktif bir müttefikken, ABD bu ittifakın en güçlü ve en büyük olanıdır. Şu an Avrupa’da ciddi bir gerginlik söz konusu.
Avrupa’nın büyük güçleri ortak bir bildiri yayınlayarak NATO’nun Kuzey Kutbu güvenliğini tartışmaya açtıklarını belirtse de, bu egemenliği ne ölçüde koruyabilirler? Beyaz Saray’da konuşan bir yetkili, “Grönland’ın geleceği için kimse ABD ile askeri olarak savaşmayacak” ifadelerini kullandı.
Avrupa’nın ABD’ye güvenlik bağımlılıklarını azaltması gerektiğini öne süren Camille Grande, Avrupa’nın bir bütün olarak yeniden düşünmesi gerektiğini vurguladı. Her alanda, hâlâ ABD’ye bağımlı görünmek, Avrupa’nın gelecekteki güvenliği açısından bir kırılma noktası olabilir.
Bu gelişmeler ışığında, Avrupa’nın politikası ve stratejileri, gelecekteki uluslararası ilişkilerde ne denli önemli bir rol oynayacak? Yıllardır süregelen bu sorunun yanıtı, yalnızca Avrupa’nın geleceğini değil, dünya üzerindeki dengeleri de etkileyebilir.
“`